13 Haziran 2008 Cuma

sulu balon

SULU BALON

Sulu balon otuzlu yaşlardaki herkesin hatırlayabileceği bir oyundur. içinde barındırdığı heyecan ve mizah duygusu nedeniyle vazgeçilmezlerimizden biriydi. Yaz sıcaklarında doya doya oynadığımız, sonunda yansanızda serinlediğinizle kaldığınız bir oyundu. Annelerimizin oynamamıza çok kızdığı ancak bizlerin her şeyi göze alarak oynadığımız o kadar eğlenceli bir oyundu sulu balon.

Oyunun kuralları çok basittir. Ve eli balon tutabilecek herkesin oynayabileceği bir oyundur.Mahallenin üç beş çocuğu aralarında topladıkları bir miktar para ile koşa koşa bakkala gider birkaç tane balon alırlardı. Sonra balonun birini epey ağırlaşıncaya kadar su ile doldururlar. Su dolu balonun ağzı güzelce düğümlenir ve suyun akmaması sağlanır. Sonra oyunu oynamak isteyen çocuklar bir halka oluştururlar. oyunun kimden başlanacağının belirlenmesi için kısa çöp çekilir. Kısa çöpü çeken oyuna başlardı. Elindeki su ile şişirilmiş balonu halkadaki çocuklardan birine atar. Kendisine balon atılan çocuk balonu yakalamış ve kucağında patlamamışsa halkadaki seçtiği başka birine atar. Bu iş balonun birinin kucağında ya da ayaklarının dibinde patlamasıyla bir son bulurdu. Kucağında balon patlayan şanslı çocuk sırılsıklam olur oyundan elenirdi. Islak fare diye kendisiyle dalga geçilmesinden kurtulamazdı. Annesinden ve babasından yiyeceği azar da cabasıydı.

Hemen yeni bir balon su ile doldurulur ve oyuna tekrar başlanırdı. Kucağında sulu balon patlayan oyundan elenir, oyun tek kişi kalıncaya ve oyunu biri kazanıncaya kadar devam ederdi. Geride biri kuru diğerleri ıslak ve onların birbirleriyle alaylı gürültüleri kalırdı.

Yaz sıcaklarında ıslanarak bizi serinleten bu oyun sonunda kimi zamanlar üzerimdeki giysileri dışarıda boş bir arazide kuruttuktan sonra eve gittiğimi halen hatırlarım.

okul öncesi egzersiz ve hareket eğitiminin önemi

OKUL ÖNCESİ EGZERSİZ VE HAREKET EĞİTİMİNİN ÖNEMİ

Hayatımıza teknolojinin girdiği günden beri hareketlerimiz değişmeye başlamıştır. Semt pazarlarında alışveriş yapabilmek için uzun yürüyüşler yaptığımız günlerin yerini, koltukta otururken marketlere sipariş verdiğimiz sanal dünyanın monotonluğu aldı. O kadar az hareket eder olduk ki, artık vücut ve ruh sağlığı ile ilgili sorunlar yaşar duruma geldik. Yürümek, koşmak, sıçramak, tırmanmak, atmak vb. pek çok hareket hayatımızdan kayıp gidiyor.

Çocukların bedensel gelişimlerinin somut olarak gözlenebildiği okul öncesi dönemde, onların hareket gelişimlerini destekleyebilecek nitelikte etkinlikler de yapılmalıdır.
Okul öncesi dönemde, çocuğun tüm gelişim süreçlerinin desteklenmesi onun sağlıklı bir birey olmasında en önemli etkenlerden biridir. Bu dönemde, bedenin ve buna bağlı olan hareketlerin gelişimi, gerek ev gerekse okul eğitiminde en çok ihmal edilen konulardan biridir. Özellikle şehirlerde yaşayan çocuklar için ev ortamında çok sınırlı hareket imkanı vardır.
Eğitim kurumlarında, çoğunlukla zihinsel gelişimi destekleyen eğitim programlarının uygulandığı dikkati çekmektedir. Oysa, bedenini doğru bir şekilde kullanabilen, hareketlerini uygun bir şekilde kontrol edebilen bireyler, kişilik gelişiminin temel öğesi olan öz güveni kazanmayı da başarabilir.
Çocuğun okul öncesi hareket gelişimi ileri düzeyde sporla bağlantılı becerilerin temeli olmasından dolayı çok önemlidir. İki yaşından yedi yaşına kadar olan çocuklar koşmak, atlamak, zıplamak, fırlatmak, yakalamak gibi temel hareket etkinlikleri yaparlar. Temel hareket becerilerini uygulamada başarısızlık duygusu, çocuk üzerinde uzun süren olumsuz etkiler gösterebilir. Bu becerilerin yokluğu, çocuğu grup oyunlarına ve okul yıllarından yetişkinliğe kadar diğer sporlara katılmaktan alı koyabilir. Çocuk hareket etmeye yönlendirilmelidir. Hijyenik önlemlerin sağlandığı risksiz bir ortamda çocuğa hareket serbestisi sağlanmalıdır.

KÜÇÜK ÇOCUKLARIN EĞİTİMİ
Genel olarak küçük çocukların eğitimi, aile tarafından ele alınmaktadır. Yakın bir zamana kadar okul öncesi çocuklara ev dışında az bir eğitim gösterilmiştir. Ancak batı toplumlarında 5 – 6 yaşta başlayan eğitim uygulaması, eski Sovyetler Birliğinde 2 yaşında başlatılmakta idi.
Bizler genelde çocukların eğitiminde evlerin sorumlu olduğunu düşünmüşüzdür. Fakat toplumumuzun sosyal ve kültürel yapısındaki hızlı değişmeler, erken yaştaki öğrenmenin daha sonraki yıllarda gelişmeye olan katkısı, eğitime başlama yaşının yeniden ele alınmasını gündeme getirmiştir. İnsan kendi doğasını dıştaki doğayla, nesnelerle ve canlılarla hareket ederek açığa çıkarır.
Artık ülkemizde de kadın, sadece evle ilgilenmek değil, üretken olmak da istiyor. Bu durumu ekonomik koşullarda zorlamaktadır. Kadınların iş hayatına atılmaları gittikçe artan sayıda çocuğun anaokulu programlarına veya günlük bakım formlarına yazılmasına neden olmuştur.
Jean Piaget küçük yaşlardaki potansiyelin daha sonraki davranışın belirleyicisi olarak görülmesine öncülük etmesi, önce Amerika’da sonra diğer ülkelerde erken yaşta yapılan eğitime olan ilginin artmasına neden olmuştur. Çocuk gelişim programları, çocukların fiziksel ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılayarak bu çocukları okulda başarılı olacak şekilde hazırlamaktadır.
Anaokulları:
Anaokulları günlük bakım merkezleri ile karıştırılmamalıdır. Günlük bakım merkezleri çocukların gün içindeki korundukları ve ihtiyaçlarının karşılandığı yerlerdir.
Anaokulları ise çocukların kognitif (düşünsel ve harekete dayalı)) ve efektif (duygusal ve ruhsal) gelişimini artırmak için kurulmuşlardır. Anaokulu okul öncesi eğitimin temel formu olan eğitimsel bir deneyimdir.başlangıçta ana okulları yüksek okul ve üniversiteler tarafından laboratuvar okulu olarak ele alınmış, öğretmenler için eğitim veya test zemini olarak kullanılmışlardır. Böylece okul öncesi çocukların doğası ve karakteristikleri hakkındaki sezgilerimizin artırılmasına katkı sağlamışlardır. Hala birçok anaokulu uygulama okulları olarak görev yapmaktadırlar.
Geleneksel anaokullarında çocuğun düşünsel efektif gelişimi ele alınırken;modern anaokullarında hem düşünsel efektif gelişime hem de kognitif hareketsel gelişime önem verilerek bir denge sağlanmış olunur.

OYUNUN SOSYAL GELİŞİM ÜZERİNE ETKİSİ

Yaklaşık olarak dokuz yüzyıl önce yaşmış olan İbni Sina oyunu çok seven bir insanmış. Çocukluğunda bir gün oynarken yaşlı bir adam, “Sen çok akıllısın, ileride bilim adamı olacaksın, sana oyun yaraşır demiş. Derslerine çalış dediğinde, henüz çocuk olan İbni Sina şu cevabı verir; her yaşın bir hali vardır. Çocukluğun yakışığı da oyundur. Her yaşın hakkı verilmelidir.”
Oyun çocukluğun yakışığı olduğu kadar gereğidir de. Çocuk hayatı oyun içerisinde tanır. Aileden getirmiş olduğu özellikleri oyunda test eder ve şekillendirir. Almış olduğu eğitimi oyuna yansıtır. Oyun kazanılan olumlu niteliklerin pekiştirildiği, olumsuz özelliklerin değişime uğradığı bir deneme alanıdır.


BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR KAVRAMLARINDA DEĞİŞİK YAKLAŞIMLAR

Beden Eğitimi Kavramı:
-Bedensel etkinlikler aracılığı ile eğitimdir. Öyleki rekor kırma ve şampiyon olma amacı gütmez. Rekabete dayalı değildir. Sonucunda para kazanma unsuru gütmez.

-Organizmanın bütünlüğü ilkesine dayalı tüm kişiliğin gelişmesidir. Genel eğitimi tamamlayan ayrılmaz bir parçadır. Sağlıklı, güçlü ve mutlu olma, dengeli kişilik, toplumsallaşma, kültürleşme eğitimidir. Yenme ve yenilme kaygısı yoktur ve uygulaması eğlendirir.

Spor Kavramı:
1- Spor saldırganlığın tamponudur.
“İnsan doğasında bulunan saldırganlığın sağlıklı ve barışçı bir emniyet subabı, bu güdüyü denetim altına alan uygun bir dostça rekabet ortamı, savaşında ikamesidir” (LORENZ).

2- Spor bireyin ruh ve beden sağlığı içindir.
“Bireyin ruh ve beden sağlığını güvence altına alan, topluma uyumunu sağlayan, günlük yaşamın gerginlik ve sürtüşmelerini bastıran bir araçtır.”

3- Spor savaşa hazırlamak içindir.
“yurtsever, hiyerarşik ve otoriter bir devlet eli ile ulusal birliği örgütleyen bir eğitim aracı. Gerçek işlevi gençleri savaşa hazırlamaktır. (EİSENHOWER) para-militer yaklaşım.

4- Spor kitlelerin afyonudur.
“Sporu kitleleri uyutma aracı” olarak ve fanatik milliyetçiliğin üstü örtülü görünümü olarak göstermektedir. Franko’nun Barnebau stadı için “bana 150 bin kişilik bir uyku tulumu yapın” sözü simgeler. Portekizin 3 f’si. Fiesta, fadima, futbol...
Sporun doğasında rekabet vardır. Performansın en yüksek seviyede ortaya konulması için organizmaya ağır yükler bindirir. Para kazanma unsuru vardır. Yenme ve yenilme unsuru vardır. Uzun ve yoğun süren antrenmanlar acı verici olabilmekte sporcu sakatlanma riski ile karşı karşıya gelebilmektedir.


GELİŞİM ÇAĞINDAKİ ÇOCUKLARA EGZERSİZ YAPTIRIRKEN DİKKAT EDİLECEK
HUSUSLAR

-Egzersize başlamadan önce ısınma tam olarak gerçekleştirilmeli; yaralanmaların önüne geçmek için ortamdaki hijyen faktörlerin çevre ve kullanılacak malzemelerin düzenlenmesi sağlanmalıdır.
-Uzun süren egzersizlerden kaçınılmalıdır.
-Egzersizler genellikle oyun formunda olmalıdır
-Gerekli dinlenme aralığı verilmelidir. (Tam dinlenme)
-Eklemlerine yük bindirecek ve zedeleyecek antrenman formlarından ve uygulamalardan kaçınılmalıdır. (deep jump gibi).
-Tek yönlü çalışmalardan kaçınılmalıdır. Bir kol çalıştırılıyorsa diğer kolda çalıştırılmalıdır gibi.
-Ağırlık kullanılmaksızın kendi vücut ağırlığı ile beden farkındalığını geliştirecek hareketler seçilmelidir.
-Egzersizler yorucu olmamalıdır.
-Egzersiz sonunda çocuğun oynaması için süre tanınmalıdır.






Kaynaklar:
-ÇOCUK VE SPOR; YRD DOÇ MEHMET İNAN,
-UYGULAMALI HAREKET EĞİTİMİ; YRD DOÇ MEHMET İNAN,
-OKUL ÖNCESİ VE İLKOKULLARDA HAREKET GELİŞİMİ VE SPOR; PROF DR SAMİ MENGÜTAY
HAZIRLAYAN : YAKUP KAMİL ARPAG UZMAN EĞİTMEN (Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor yüksek Okulu’ndaki bilgilerini sitemizde bizimle paylaşan Yakup Kamil Arpag’a çok teşekkürler )

çelik çomak oyunu

ÇELİK ÇOMAK

ilgili jenerasyona dahil herkesin çocukluğunda mutlaka oynadığı ve akla geldikçe, geçmişe dair ağızda mayhoş bir tat bırakan unutulmaz bir çocukluk oyunudur. Kuralları mahalleden mahalleye değişiklik gösterir. Her mahallenin her çocuğun farklı kuralları olsa da temeli aynıdır. Oyunun oynanabilmesi için açıklık alan gereklidir. Zaten günümüzdeki yapılaşmanın yok ettiği açık alanlar bu oyunun sonunu hazırlamıştır.

İki takım halinde oynanır. Her takımda iki yada üç kişi olur. Oyuna önce kimin başlayacağı belirlenir. Bunun için her takım kendi içinden bir oyuncu belirler. Öncelikle yere yaklaşık bir buçuk metre çapında bir daire çizilir ve dairenin içine küçük bir çukur kazılır. Seçilen takım oyuncuları sırasıyla çeliği kazılan çukurun üzerine bırakır ve ellerindeki uzun çomağın ucuyla (ucu biraz sivriltilmiş olur) çukurun üzerinde duran çeliğe alttan vurarak çeliğin havaya yükselmesini sağlarlar daha sonra havaya yükselen çeliğe olabildiğince hızlı vurarak mümkün olan en uzak mesafeye atmaya çalışırlar. Çeliği en uzağa atan oyuncunun takımı oyuna başlar. Kazanan takıma A takımı diyelim. Diğer takım oyuncularına da B takımı diyelim.

uzun bir sopa (bir metre kadardır çomak denir) ve kısa bir sopa (20-25 cm çelik denir) ile oynanır. A takımından bir oyuncu uzun sopa ile yere çizilmiş olan halkanın başında durur. uzun sopayla kısa sopaya (çelik) vuruş yaparak kısa sopayı olabildiğince uzak bir noktaya atmayı amaçlar. B takımı oyuncuları da atılan kısa sopayı ilk önce havada yere düşmeden yakalamayı amaçlarlar. Eğer havada yakalamayı başarırlarsa A takımından atışı kullanan oyuncu elenmiş olur. Buna ölü oyuncu denir. Bu durumda atış A takımından başka bir oyuncu ile devam eder. Eğer çelik havada yakalanamamışsa B takımından bir oyuncu çeliği yerden alır ve halkanın içine bulunduğu mesafeden atmaya çalışır. Bu sırada A takım oyuncusu da elindeki çomakla çeliğin halka içine düşmesine engel olmaya çalışır.B takım oyuncusunun en fazla iki hakkı vardır. Halkanın içine atmayı başarırsa atışı kullanan A takımı oyuncusu oyundan elenmiş olur. Halkanın içine atmayı başaramazsa bu sefer B takımı oyuncusu elenir.
Oyun bu şekilde,her takımın rakip takımı oyuncularının tamamını elemeye çalışmasıyla devam eder.Başaran oyunu kazanmıştır. sonuç olarak iyi olan kazanır.

Küçükken deliler gibi oynadığımız, zevkli gelse de aslında tehlikeli olan bir oyun. Arka mahalle çocukları olarak gazozuna oynadığımız uğruna yüzümüzü gözümüzü yaraladığımız unutulmaz bir oyundu çelik çomak. (Yazan : Kenan Bilgili)


Notlar:
- 2 takım halinde oynanır.
- Takımlar en az 2 kişiliktir.
- ucu sivriltilmiş bir çomak(1 metre kadar)
- 20-25 cm kadar kısa sopa (çelik)
- yere 1,5 çapında daire çizilir
- dairenin içine bir yumruk kadar bir çukur kazılır.