15 Haziran 2008 Pazar

anıl deniz ve uçurtma macerası

ANIL DENİZ VE UÇURTMA MACERASI


Anıl Deniz ve arkadaşı, günlerce uğraşıp yepyeni bir uçurtma yapmışlardı. Hem de upuzun kuyruklu, güzeller güzeli bir uçurtma…”’yaşasın’” dedi Anıl Deniz.”’Uçurtmamız gökyüzüne çıkmaya hazır. Haydi, bırakalım kuyruğunu sallaya sallaya rüzgarla oynasın. Her yeri gezsin dolaşsın, sonra da gördüklerini bize anlatsın.’”

Ama o da ne? Aniden şimşekler çaktı, gök gürledi. Sanki her yerde havai fişekler patlıyordu. Ardından şakır şakır yağmur başladı. Belli ki,, Güneş Ana mutsuzdu.! Bulutların akasına saklanmıştı. Gözyaşları da yağmur olmuş toprağa düşüyordu.
İki arkadaş oflaya puflaya dışarıyı seyrettiler.
‘yağmurlu havalar çok sıkıcı, çoook!’ dediler hep bir ağızdan.
“‘Güneş Ana neden gülümsemiyor ki bugün?’”
“Ne yapsak ne etsek? Güneş açıncaya kadar nasıl oyalansak?”
iki arkadaş buğulu camın üzerine parmaklarıyla resim çizmekte buldu çareyi. Önce tombul dudaklı, boncuk gözlü balıklar çizdiler. Sonra da avuç içi kadar bir kayık…
“Ah ne güzel olurdu, şimdi şu kayığa binip yola çıksak,” dedi Anıl Deniz.
O böyle der demez, “‘şap şap şap’” diye bir ses geldi pencereden. Bir de ne görsünler?
Çizdikleri balıklar kuyruklarıyla cama vuruyordu.

‘”Bizi buraya çizdiniz ama,’ dedi balıklar, ‘”Biz burada yaşayamayız ki! Haydi, binin kayığınıza da hemen yola çıkalım. Yağmur dinmeden denize varalım.”’
“Çabuk olalım! Yağmurluklarımızı, çizmelerimizi de giyelim,’” dedi Anıl Deniz.
“‘Bu yolculukta kim bilir nelerle karşılaşacağız.! her şeye hazırlıklı olmalıyız.’”

İki arkadaş hazırlanıp kayığa atladılar. ‘”Uçurtmayı kayığımıza yelken yaparsak, denize daha çabuk varırız,’” dedi Anıl Deniz.
Önde balıklar arkada kayık; yağmur damlalarının üzerinden denize kadar yol aldılar. Denize vardıklarında, bizim arkadaşları yavru balina ile denizatı karşıladı. Balılar sevinçten kuyruk sallayıp yüzgeçlerini çırptılar. Arkadaşlarına kavuştukları için öyle mutlu oldular ki, hemen oyuna koyuldular. Anıl Deniz ile arkadaşını da çağırdılar elbette. Biri yavru balinanın sırtına bindi, biri de denizatının sırtına. Hep beraber şarkılar söylediler. O sırada yanlarına papağan balığı geldi. Burnunu çeke çeke ağlıyordu. ‘”Ne oldu sana? Neden ağlıyorsun?’” diye sordu Anıl Deniz.

“Baksanıza şu halime!” Dedi papağan balığı.

“ Bu sabah uyandığımda bir de ne göreyim! Tüm renklerimi kaybetmişim. Off!!, ne kadar mutsuzum, canlı renklerim solup gitmiş. Bütün balıklar rengarenk.; bir tek ben renksizim.”
Bizim arkadaşlar zavallıcığın haline çok üzüldüler.
‘”Ne yapıp edip, mutsuz papağan balığına renk bulmalıyız,’” dedi Anıl Deniz.
Anıl Deniz, kitaplarında kaplumbağaların çok uzun yaşadıklarını okumuştu.
‘”Haydi, yaşlı deniz kaplumbağasına soralım,”’ dedi Anıl Deniz, “bilse bilse o bilir.’”
‘”iyi fikir’” dedi bütün balıklar. ‘”Belki o bize yardım edebilir.”’
Tonton kaplumbağa, kocaman bir taşı başının altında yastık yapmış uyuyordu. Yavru balina, tonton kaplumbağayı uyandırmak için yüzgeciyle ‘tık tık’ diye kabuğuna vurdu.
Tonton kaplumbağa uyanıp gözlüklerini taktı.
‘”Hoş geldiniz çocuklar’” dedi, “bu ne güzel sürpriz!’”
‘Tonton amca’” dedi Anıl Deniz, ‘”bak şu papağan balığı arkadaşımızın haline! Renklerini kaybetmiş zavallıcık. Şimdi de çok mutsuz. Ona biraz renk verebilir misin?’”
‘”Çocuklar’ dedi tonton amca, “‘ben yaşlı bir deniz kaplumbağasıyım. Ben de fazla renk ne arar? Siz en iyisi balon balığına sorun, belki onda vardır. O çok sever renkleri, süslenip püslenmeyi.’”

Bizim arkadaşlar tonton amcaya teşekkür edip hemen yola koyuldular. Çok geçmeden balon balığını Altın Tarak Mercanları’nda buldular.Allanıp pullanmış, şişinmiş geziniyordu. Biraz önce dikenlerini taratmıştı; elindeki aynada hayran hayran kendisini seyrediyordu.

“Balon balığı kardeş” dedi Anıl Deniz.”şu mutsuz papağan balığını görüyor musun? O renksiz kalmış, sen ise rengarenksin. Renklerinden biraz ona verir misin?”
Süslü balon balığı önce papağan balığına, sonra da aynada kendisine baktı. Zavallıcığın haline o da çok üzülmüştü. Ama renklerinden ayrılmak istemiyordu. “Renklerimden verirsem süslü olamam ki,” dedi. “ Ama yardım etmeye çalışırım elbette. Gelin,hep birlikte mızmız ahtapota gidelim. O her şeyi biriktirir. Belki onda fazla renk vardır.”

Bizimkiler, hiç zaman kaybetmeden mızmız ahtapotun yanına yüzdüler. Papağan balığı en arkadan geliyordu.
“yok yok, ben hep renksiz ve mutsuz kalacağım,” diye de ağlanıp sızlanıyordu. Mızmız ahtapotu Çıkmaz Batık Yolu’nda buldular. Kendine kumdan bir yorgan yapmış yatıyordu.
Yüzü solgun, burnu da kıpkırmızıydı. Belikli hasta olmuş mızmızcık.

Bizim arkadaşları görünce, sızlana sızlana ayağa kalktı.Boynunda atkı, ayaklarında yırtık rengarenk çoraplar vardı. Çorapları görünce, “işte en sevdiğim renkler!” diye bağırdı papağan balığı sevinç içinde.
“O çoraplardan birini bana verir misin?,lütfen, lütfeeeeeen?” dedi. “Ama papağan balığı kardeş,” dedi mızmızcık, “üşüyorum,çoraplarımı veremem. Diğer kollarım da üşüyor zaten.”

Anıl Deniz ile arkadaşı birbirlerine bakıp göz kırptılar, çareyi bulmuşlardı.”Geçmiş olsun ahtapot kardeş,” dedi Anıl Deniz. “Üşüyorsan yağmurluklarımızı ve çizmelerimizi sana hediye edelim. Sen de çoraplarından birini mutsuz arkadaşımıza verirsin. O renklerine kavuşur, sen de ısınırsın. Ne dersin bu işe?”

Bu değiş tokuş mızmız ahtapotun aklına yatmıştı doğrusu. Hemen çorapların en güzelini papağan balığına verdi. Önce çizmeleri giydi, sonra da yağmurlukları kollarına geçirdi. Neşe içinde zıplayıp hoplamaya başladı. “Artık üşümüyorummmm bennnn,” diye şarkı söylemeye koyuldu bir yandan da. Papağan balığı da hemen çorabını giydi. Çok mutluydu; sonunda istediği renklere kavuşmuştu. Aynadan uzun uzun kendisini seyretti.

“Aman, siz de üşütüp hastalanmayın sakın.” Dedi balıklar.
“Evet, çabucak eve dönmeliyiz,” dedi Anıl Deniz. “Ama yağmur dindi. Nasıl gideceğiz?”
“Bu işi bana bırakın,” dedi yavru balina.” Ben sizi eve hemencecik ulaştırırım.”
Yavru balina burnundan su püskürtmeye başladı. Su, denizden ta eve kadar upuzun bir köprü oldu.
Tesadüf ya da değil, kim bilir; Güneş Ana kocaman gülümsedi. Su köprüsü birden bire gökkuşağına dönüştü. İki arkadaş uçurtmaya tutunup, gökkuşağının üzerinden kayarak çabucak eve vardılar.

Anıl Deniz arkadaşı ile gökkuşağından kayıp tam da pencereden içeriye girmişti ki, annesi odaya geldi. “Sıkıldınız mı, çocuklar?” diye sordu. “Bakın güneş açtı. Artık uçurtmanızı deneyebilirsiniz.” İki arkadaş,”Bizim uçurtma ne çok yol yaptı, bir bilsen!” dediler bir ağızdan.
Güneş Ana da gülümseyerek bizimkilere göz kırptı ta uzaklardan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder